HERKES DOĞDUĞU GÜN NİŞANLANIR ÖLÜMLE BELKİ DÜĞÜN ZAMANI YAKLAŞMIŞTIR BİLE

(Toplumsal İlişkiler 2093)

كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ 

“Her canlı, her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz.” (Ankebut/57)

İnsan doğduğu gün biyolojik olarak yaşlanmaya da başlar derler. Doğrudur. Doğmak ölmek içindir. Ölmekse yeniden dirilmek içindir. Yani herkes doğduğu gün nişanlanır ölümle belki düğün zamanı yaklaşmıştır bile…

          Bu fakirin 2026 Konya mahreçli “En Çok Sevene Yakışır Ölüm” şiirimde ölüm, bir Müslüman için, Hz. Mevlana’nın Şebi Arus (düğün gecesi) olarak değerlendirilmektedir. Şiir ismini buradan alıyor zaten; 

Doğarken nişanlamışlar
ölümle beni
bilirim düğün günüm
sessiz bir çığlık
harabe bir evin penceresinde
bir baykuşun çaldığı ıslık
bir yel eser
kırılır dalım
üşür ölüm
sonsuzluğun tek kapısı ölüm.

en çok sevmeyi ve ölmeyi
bilene yakışır ölüm
senden uzakta olsam
kendime zulüm
nefesim iğne deliğinden
çıkmış o gün
bağdaş kurmuş
çökmüş gönlüme hüzün
tüm çiçekler solgun büzgün
her şey surat asmış küskün
en son o gelmiş yine de
erken geldi demişiz ölüm.

son kuşlar da kaybolmuş
gözlerden ve ufuktan
üzülme bi tanem
ölümdür düğünüm
bilirim en çok sevene yakışır
sonsuzluk denen ölüm
bir tabut düşün
içinde ben içimde sen
gidiyorum gülüm… 

        Yine 1996 Konya çıkışlı “Geçit Resmi” şiirimde de ölüm teması işlenir:

Gökler çullanıverir de yeryüzüne
Nefesim çıkar iğne deliğinden
Bağdaş kuruverir de hüzün gönlüme
Ölüler geçit resmi yapar geceden.

Sonra ışık kaybolur da gözlerimden
Karanlıklar olur benim yoldaşım
Tabut yürür korkarım da ölümümden
Yağmurlarla ağlar musalla taşım.

        1996 Örnekköy doğumlu “Ölüler I” şiirimde ölüm zamanı ve dünyada yaşayanların ölenleri çok kısa zamanda unutmaları konu edinilir: 

Neye üflerken Azrail,
Upuzun yerde yatar ölüler.
Yutkunur da konuşmaz dil,
Boncuk, boncuk, ter döker ölüler. 

Eşyaların konuştuğu ölü odası
Camide verilir falancanın salâsı
Temizler mi acep o teneşir tahtası?
Yalnızlık kefenine sarınır ölüler.

Eskiden dost vardı verilirdi ona sır,
Şimdi dostlar ayıpları gözler, acıtır.
Şu feleğin sillesi herkesi ağlatır,
Duasızlıktan iki kere ölür ölüler. 

       1996 Konya “Ölüler II” şiirimdeyse ölümün mutlak oluşu ölü tasvirleriyle anlatılır        

Ağlarım günah dolu akşamlarda,
Gözlerimi siler suskun duvarlar.
Dörtnala giden şu vahşi atlara,
Biteviye Azrail kement atar.

Kadının yanağına değince erkek,
Renginden değil utancından kızarır.
Giydirirler ona da yakasız gömlek,
O gün gözler dikilir, benzi sararır.

Sonra kafiyeli mısralar çıkar ortaya,
Dolunaylar batarken hep “Sefiller” i oynar.
Mest olan âşıklar takılırken bir katara,
Bu dünya kapısından tek tek ölüler çıkar.

Şemsettin ÖZKAN
20.03.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com
5- Şemsettin ÖZKAN, Aşk Tutulması (Şiirlerim) henüz basılmamış alıntılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir