(Toplumsal İlişkiler 2025)

وَالَّذٖينَ تَبَوَّؤُ الدَّارَ وَالْاٖيمَانَ مِنْ قَبْلِهِمْ يُحِبُّونَ مَنْ هَاجَرَ اِلَيْهِمْ وَلَا يَجِدُونَ فٖي صُدُورِهِمْ حَاجَةً مِمَّٓا اُو۫تُوا وَيُؤْثِرُونَ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْ وَلَوْ كَانَ بِهِمْ خَصَاصَةٌ وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهٖ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler (Ensar sahabiler) ise, hicret edenleri (samimiyetle ve dini gayretle)severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu ve kıskançlık duygusu) hissetmezler. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından sıyrılıp korunmuşsa, işte onlar felaha (kurtuluşa) erişecek kimselerdir.” (Haşr/9)
Bir mezar taşında; “dirisini mutlu etmediğiniz bu hayatta, ölüsüne ağlamayın” yazması, ne kadar manalı öyle? İnsanın kadir kıymet, değer bilmemesine göndermeler var.
İnsanlar gerçekten de yaşarken birbirlerinin kıymetini bilemiyor. En yakınlarına sevdiklerine dahi gereken hassasiyeti göstermiyor. Ta ki o kişi ölünce birden kıymetli oluyor. Neye yarar ki? Atalarımız kör ölünce badem gözlü olur diye boşuna dememişler. İnsanın bu konuda sicilinin kötü olduğuna vurgu yapmışlar. İş işten geçtikten sonra değer atfetmenin çok bir manası da olmuyor elbette.
Hani dervişe sormuşlar; “ne anladın dünyadan?” Derviş cevap vermiş; “ölülerin sevgi ile anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğü bir dünyaya şahit oldum. Ölülerin toprağına çiçek ektiler, yaşayanların bahçesini talan ettiler.”
Aynen insan dervişin dediği gibidir. Nankörlük onda, değer kıymet bilememe, yine onda. Ölünce insan bir kıymete biner, yaşarken yerden yere vurulanlar, bir de bakmışsınız ki, onu baş tacı edivermişler. Problemin kökünde biraz da, hasetlik fesatlık var gibime geliyor.
Şu ayetler insanın Rabbine karşı da aynı aymazlık içinde benzer tutum ve davranışlar sergilediğini gösteriyor: “İnsan var ya, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde «Rabbim bana ikram etti» der.” (Fecr/15)
“Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise «Rabbim beni önemsemedi» der.” (Fecr/16)
Dikkat ederseniz bu ayetlerde de insanın aynı sorunu yine nüksediyor. Rabbi ona verirken iyi, vermeyince kötü. Tam bir aymazlık. “Değer verdiğin şey layık olanda “incili kaftan” layık olmayan da ise, “yamalı fistan” gibi durur” demiş Hz. Mevlana. Değer vermek, kadr-ü kıymet bilmek çok önemli dostlar.
Yaptığın iyiliği unut, lakin gördüğün iyiliği, asla unutma! Yani kadr-ü kıymet bil kardeşim.
Cahit Zarifoğlu’nun giysi üzerinden şu benzetmesi çok güzeldir; “kıymet bilen insanlara zaafım var. Onlar incili kaftan, gerisi yamalı fistan” sözüyle, vefalı dostlarına adeta selam gönderir ve kendisi için, çok değerli olduklarının altını çizer.
Kıymet bilmek kaybedince hüngür hüngür ağlamak değil, yanındayken sımsıkı sarılabilmektir der Hz. Mevlana. Maalesef her şeye geç kalıyoruz severken, muhabbet ederken bile, hep son anından sonraya kalıyoruz etrafımızdaki dost ve arkadaş ve de yakınlarımızın. Hem de çok geç. Artık bu dünyada olmadıkları zamanda değer veriyoruz onlara. Ama neye yarar ki? Değer bilmediğimiz için olsa gerek, işleri de gerçek ehillerine teslim etmiyoruz. Bu yüzden dünyamızı cehenneme çeviriyoruz iyi mi?
Şemsettin ÖZKAN
11.01.2026 KONYA
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com