BİR CAHİL ÇENE ZORUYLA BİR BİLGEYE ÜSTÜN GELİRSE HAYRET EDİLMEZ ÇÜNKÜ TAŞTIR BİR İNCİYİ KIRMAKTADIR

(Toplumsal İlişkiler 2084)

وَجَاوَزْنَا بِبَنٖٓي اِسْرَٓاءٖيلَ الْبَحْرَ فَاَتَوْا عَلٰى قَوْمٍ يَعْكُفُونَ عَلٰٓى اَصْنَامٍ لَهُمْ قَالُوا يَا مُوسَى اجْعَلْ لَـنَٓا اِلٰهاً كَمَا لَهُمْ اٰلِهَةٌ قَالَ اِنَّكُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ 

“İsrâiloğulları’na denizi geçirdik. Yollarına devam ederken bir kavme rastladılar. Onlar kendilerine mahsus ağaçtan yontularak, metalden dökülerek yapılan heykellere, putlara tapıyorlardı. Kavmi Mûsâ’ya: “Ey Mûsâ, onların tanrıları gibi sen de bize bir tanrı yap” dediler. Mûsâ: “Siz, Allah’ın varlığını, birliğini, ibadete lâyık tek tanrı olduğunu hâlâ anlamamakta ısrar eden, bilgi ve muhakemenizi kullanmayan, tutarsız, cahilce davranan bir kavimsiniz” dedi.” (Araf/138)

13. yüzyılın ünlü İran’lı şairi Sadi Şirazi; “bir cahil, çene zoruyla, bir bilgeye üstün gelirse, hayret edilmez. Çünkü taştır, bir inciyi kırmaktadır” derken cahil, bilgin benzetmesinde taş ve inciyi karşılaştırarak yapar.

          Cahil yani taş burada çenesiyle bilgini yani inciyi yerle yeksan etmekte, kırıp parçalamaktadır. Buna asla şaşırmamak gerekiyor. Ne de olsa taş kaba kuvvetle zarif, değerli inciyi ezmektedir.

          Hz. Mevlana’nın dediği gibi; “cahille sohbet etmek güçtür bilene, çünkü ne gelirse söyler diline.” Düşünmeden konuşur. Bu yüzden çenesi düşüktür. Patavatsızdır, pervasızca öylesine ağzına ne gelirse konuşur. Sözlerini ölçüp tarttığı görülmemiş. 

          Bilgine galip gelmesi de bundandır. Yoksa gerçekten bir üstünlük değildir onunkisi. Bilginin önünde cahilliğin, bağnaz yaklaşımlarla nasıl durduğunu en iyi şu hikaye anlatır:

          Eski zamanlarda Dünyanın ıssız bir köşesindeki bir ada da birbirlerinden habersiz dört ayrı kabile bulunuyordu. Bu kabileler adaya çok uzun zaman önce gelen bir adam aracılığıyla ateş ile geç de olsa tanışmışlardı. Bir bilge ve öğrencileri bu adayı incelemek amacıyla gezi düzenlemişlerdi.  Bir gemiyle zor da olsa adaya ulaşmışlar, ilk olarak birinci kabile ile karşılaşmışlardı.

         Bu kabilede ateşin kontrolü sadece rahiplerdeydi. Ateşin kullanma hakkının kendilerine verilmiş bir kutsal armağan olduğuna kabiledekileri inandırmışlardı. Sadece rahipler ısınıp, sıcak yemek yerken, kabiledekiler üşüyor ve yemeklerini pişirmeden yiyordu.Öğrencilerinden biri öne atıldı:
– Ben bu kabiledeki herkesin ateşten yararlanmasını sağlayacağım. Onun için burada kalacağım.

        Bilge ve diğer öğrenciler onu orada bırakıp yollarına devam ettiler, ikinci kabileile karşılaştılar. Bu kabilede ateş yakan kimse yoktu. Ateşi çok eskiden görmüşler. Ateş yakmaya yarayan tüm araçlara tapıyorlardı. Ateşin ilahi bir güç olduğuna inanıyorlardı. Bir öğrenci daha öne atıldı:
– Ben de burada kalıp, herkese ateşi nasıl yakacaklarını  öğreteceğim. 

       Onu da orada bırakıp diğerleri yola devam edip üçüncü kabilenin yaşadığı yere ulaştı. Bu kabilede ise bir zamanlar ateşi adaya getiren adamın totemlerini yapmışlar, her yere yerleştirmişler ve ona tapıyorlardı. Ateşi getiren adamın tanrı olduğuna karar vermişler, çok uzun zaman önce ateşi görmüşler. Ama sonra kimse ateş yakmayı denememişti.Öğrencilerden biri daha atıldı:
– Ben de burada kalıp, bu kabileye ateşi nasıl kullanacaklarını öğreteceğim. 

       Diğerleri adayı gezmeye devam edip, dördüncü kabilenin köyüne vardılar. Dördüncü kabile de ateşin kendisi tanrı yerine konulmuştu.  Ateş yakmayı yine bilmiyorlardı. Ama hep ateşin gücü, kutsallığı hakkında konuşuyorlardı.

      Başka bir öğrenci de bu köyde kalmak istedi. Bilge ve öğrencileri adayı biraz daha gezip dört köyde kalan öğrencileri almak için tekrar aynı yolu izleyerek geri döndüler.

      Birinci köye vardıklarında öğrendiler ki; öğrenci ateşi herkesin kullanabileceği söyler söylemez, rahiplerce suçlanmış, rahiplerin kışkırtmasıyla bir yabancının sözlerine inanmak yerine kendi rahiplerine inanan kabiledekiler de öğrenciyi yakalayıp rahiplerinin ateşiyle yakmıştı…

     İkinci köydeki öğrenciyi almaya gittiklerinde, buradaki öğrenci halkın tapındığı aletleri kullanarak ateş yakar yakmaz halk korkmuş, tapındıkları nesnelerin böyle kullanılmasına tepki göstermiş ve öğrenciyi öldürmüşlerdi.

     Üçüncü köydeki öğrenci, önemli olan ateşi yakmanız, bir insanın totemine tapmak doğru değil diye söze başlayınca hemen onu da öldürmüşlerdi.

    Dördüncü köydeki öğrenci de ateşe tapmanın doğru olmadığını, önemli olanın ateşi kullanmak olduğunu, ateşin aslında ne olduğunu anlatmaya başladığı anda öldürülmüştü.

    Bilge ve kalan diğer öğrenciler çaresiz gemiye döndüler, adadan uzaklaştılar. Bilge başlarına gelen acı durumdan çıkarılacak ders için öğrencilerine dedi ki:
– Cahiller bildiklerini doğru zanneder, onlara yeni bilgiler öğretmek istediğinizde size direnirler. Yeni bilgiler cahiller için huzursuzluk kaynağıdır. Bu cahillere herhangi bir şey öğretmek de çok zordur. Gerçekten bilgili insanlardan nefret ederler. Onları yakarlar ve kendilerine göre cezalandırırlar.

Şemsettin ÖZKAN
11.03.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-hayatakarken.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir