AŞK BİR İNSANIN BİR BAŞKASINA KENDİNİ TAMAMEN VERMESİDİR AMA İNSAN HİÇBİR ZAMAN KENDİNDEN VAZGEÇEMEZ

(Toplumsal İlişkiler 2048)

قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذٖي لُمْتُنَّنٖي فٖيهِؕ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهٖ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِرٖينَ 

“Kadın (Züleyha) ise (Hz. Yusuf’u gösterip): “Beni kendisiyle kınadığınız (yakışıklı genç) işte budur. Andolsun onun nefsinden ben de murad almak istedim, fakat o ise (kendini ve iffetini) korudu. Ve andolsun eğer o kendisine emrettiğimi yapmayacak olursa, mutlaka ya zindana atılacak veya elbette küçük düşürülüp (kovulanlardan) olacak” diyerek (gerçeği itiraf etmişti).” (Yusuf/32)                  

Aşk, kişiler arası ilişki ve bir başka varlığa duyulan derin sevgi demek değil midir? Aşk, en yüce erdem veya iyi alışkanlıktan, en derin kişiler arası sevgiden en basit zevke kadar bir dizi güçlü, olumlu duygusal ve zihinsel hallerimizi açığa çıkaran enerjiler değil midir?

         Hz. Mevlana şöyle der: “Kimde aşk endişesi yoksa o kanatsız kalmış bir kuş gibidir. Vah ona…” Öyle değil midir aşk yoksa meşk de yoktur. Kuşun havada süzülerek uçmasını sağlayan kanatlarıdır. Kanatlarını aşkla çırpmazsa havada uçabilir mi?

        Gelin görün ki, aşk, aşk diyen insanoğlunun, filmlerdeki, romanlardaki, şiirlerdeki, ya da şarkılardaki, o ölümsüz aşkına güncellenen hayatında zamanla eridiğine şahitlik edersiniz. Aşk denilen sevginin, aslında saygıya dönüşüp dönüşmediğine tanıklık edersiniz. Çünkü aşk, kaynağına dönmüştür. Yani ilahileşmiştir. Yaratma işi bir sevgi eylemidir. Aşkı, sevgiyi yaratan sevgilerin menbaı Allah sevgisi değil midir?

        Tolstoy “Anna Karenina” romanında şöyle bir cümle kurar: “Aşk, bir insanın bir başkasına kendini tamamen vermesidir. Ama insan, hiçbir zaman kendinden vazgeçmez.” Yani insan kendini bir başkasına verirse, bu aşktır, lakin insan bu aşkı sürekli ona veriyormuş gibi gözükse de ödünç vermiş gibi onu geri alır anlar ki, aşkım, bi tanem dediği şeyin aslında Mevla olduğunu bilir. Nitekim Leyla Leyla diye çöllere düşen Mecnun Mevla’yı bulduktan sonra Leyla’yı tanımamıştır.

         Yukarıda geçen ayette de Züleyha Hz. Yusuf için yanıp tutuşurken, aşkını değil, kendini tercih etmiş, onu zindana attırmıştır. Bir fedakarlık yapmamıştır. Cesurca suçu üstlenmemiştir. Her ne kadar insan birine aşık olsa da, aşığım diyenlerin çoğunun; “ben seninim”noktasına hiçbir zaman gelemediğidir.

         Romanda; “gerçek hayat romanlardaki gibi değildir. Ama romanlar insanların gerçek hayattan kaçmak için buldukları bir sığınaktır” denildiği gibi insanların aşkları da öyledir. Bakmayın siz filmlerdeki delicesine aşık olmalara, şarkılardaki ölümüne sevdalanmalara.

        Evet aşk var var olmasına da tıpkı hayatımız gibi kısa süreliğine, anlık var. Çünkü gerçek aşk romanda geçen şu cümlede gizli; “eğer birinin içinde Tanrı yoksa, o kişi yalnız kalmaya mahkumdur.”

        Bu yüzden olsa gerek insan, gerçek aşka yani Allah’a yönelir. Leyla’ya olan aşk ise insanın yüce Yaratıcı’ya olan aşkının bir yansımasıdır. Çünkü aşkın kaynağı Mevla’dır. Her şey O’nun etrafında döner.

Şemsettin ÖZKAN
03.02.2026 KONYA

KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir