(Toplumsal İlişkiler 2042)

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِۜ وَلَوْ يَرَى الَّذٖينَ ظَلَمُٓوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًا وَاَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعَذَابِ
“İnsanlar arasında, Allah’ı bırakıp, O’na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları, Allah’ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah’ı sevmesi ise hepsinden kuvvetlidir. Zalimler azabı gördükleri zaman, bütün kuvvetin Allah’a ait bulunacağını ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu keşke bilselerdi!” (Bakara/165)
Yunus Emre’nin hocası Tapduk Emre’nin “onlar yalana inandırır, biz hakikate inandıramayız” diye bir sözü vardır. İnsanoğluna her nedense gerçeğin hilafına söylenen sözlere kanmak, gerçeklere inanmaktan zor geliyor.
Dostoyevski; “insan, kendisini kandıranları, ona gerçeği söyleyenlerden daha çok sever” derken de tam olarak bunu söylemeye çalışıyor. Gerçekler acıttığı için olsa gerek, püsküllü yalanlar, insanın nefsini okşuyor. Nefse hoş gelen şey de seviliyor işte.
İnsan öyle bir varlık ki, çoğu inanmaktan çok söze kanmayı yeğler. Çünkü kanmak daha cazip geliyor insana. Pembe yalanlar, istatistiki yalanlar ya da dümdüz sallanan aslı astarı olmayan yalanlar insanların bilinçaltlarında var olan bir tür saplantılar, mitler tarafından işgal edildiğinden olsa gerek bu kanma eylemi çarçabuk gerçekleşiveriyor.
Olaya inanmak, ikna olmak, yorucu bir iş, ne de olsa. İnanma da samimiyet var. Gösteriş denen dalkavuğun bir gramına rastlayamazsın mutmain bir kalbin inanışında. Kandırmaca eylemindeki gibi tiyatro oynama ritüellerinin hiçbiri inanma eyleminde olmaz.
Kemal Sayar; “bırak bir hakikat incitsin seni, bir yalan avutacağına” derken, gerçeklerle yüzleşmenin insanları ulaştıracağı o derin hazlardan bahseder aslında.
Evet hakikat, insanın yüzünü öne eğdirir, ama yiğit düştüğü yerden yeniden kalkar. Hangi gerçek, bi yalandan daha fazla acıtır ki? Bazı gerçekler acıdır, bazı gerçekler de, hayal ettiğin, tüm acıların ötesindedir.
Aslında çoğu zaman sözü söyleyene değil de, söyletene bakmak lazım. Niye? Olanlara ya da söylenenlere kanmamak için. Meselelere vakıf olmak için.
Zaman öyle bir zaman ki, her şey manipülasyonlara açık. Provokasyonlara kapı aralar mahiyette. Sosyal medyayla, yapay zekayla insanları kolayca aldatabilmek mümkün. İnanmaktan ziyade kanmak kavramı daha uygun düşüyor. Zira inanmak bir kalp işi, vicdanın sesi,kanmaksa bir kurnazlık işi.
Hani derler ya; “köyün ağası söyleyemeyeceği sözleri, köyün delisine söyletirmiş. Velhasıl insanlara inanacak yaşı çoktan geçtik. Akıl verenlere değil, huzur verenlere ihtiyacımız var.” Gerçekten de bizimle deliler üzerinden oyun oynamayın.
Şamar oğlanlarını üzerimize göndermeyin ey kandırgaç yapanlar. Karşınızda çocuklar durmuyor. Aklı selim insanlar var. Bizi aptal yerine koymayın. Doğru da belli, eğri de belli.
Şemsettin ÖZKAN
28.01.2026 GÜZELYALI
KAYNAKLAR
1-kuran.diyanet.gov.tr
2-kuranmeali.com
3-pixabay.com
4-suskunduvar.com